25 Ekim 2011 Salı

Deprem, Toplumsal Vicdan ve Sevgi Domatesleri


23 Ekim'de Türkiye yeni bir deprem haberiyle sarsıldı. Van 7.2 ile yıkılmış, özellikle Erciş enkaz altında kalmıştı.

Ben yıkımın olası bilançosunu anlamaya çalışırken sosyal medyada bambaşka şeylere tanıklık edeceğimi aklımın ucundan bile geçiremezdim. İnsanlar bir terörist yuvası olarak algıladıkları şehrin felaketine üzülmüyor hatta neredeyse oh çekiyorlardı. "Belalarını buldular", "Hem askere silah sıkıp hem de başın sıkışınca yardım istiyorsun", " Inşallah hepsi ölür", "Daha beter olurlar inşallah" vs... Bu tarzdaki sözleri TV programlarında parmaklarını sallaya sallaya sarfetmekte sakınca görmeyenler de vardı, ve kadındı bunlar üstelik, empati yapmayı daha iyi bilmesi gereken kadınlarımız...

"Ölenlerde ırk ve din ayırımı yapılmaz. Ölen insandır" demiş Uğur Mumcu. Yıllar önce yine muhtemelen bu PKK konusundaki araştırmaları sebebiyle arabası havaya uçurulan vatansever ve cesur yazarımız yattığı yerden önümüzü aydınlatmaya devam ediyor. Daha iki gün önce Kaddafi vahşi ve aşağılık bir şekilde öldürüldüğünde artık insanlığın köküne kibrit suyu dökmek isteyen ben bir kez daha insanlığın vahşeti karşısında söyleyecek söz bulamadığımı ve şaşırıp kaldığımı farkettim. Okullar, yurtlar, evler yıkılmış, yeni doğmuş bebeler, anneler, babalar, çocuklar enkaz altında kalmıştı. Hava soğuktu ve hayatta kalmayı başaranların geceleri dışarda beklerken sarınabilecekleri battaniyeleri yoktu. Ülkenin dört bir yanından insanlar yardım için kolları sıvar, bazıları duyar duymaz otobüslere atlayıp yıkım bölgesine doğru yol alırken insanlıktan nasibini almamış olanların sayısı da maalesef az değildi. %54 ile BDPyi muzaffer parti olarak çıkarmış olan Van'ın en çok yıkım gören yeri Erciş AKP'ye oy vermişti aslında ama toplumun ırkçı ve düşman kesimi için onların da Van lı olması yeterliydi zehirli sözlerini birer ok gibi fırlatmaları için.

Daha sonra bir açıklama yapan BDP başkanı Demirtaş tüm yardımlar için teşekkür edecekti. Sanki teşekkür etmeye gerek varmış, bu yapılması gereken en doğal ve insani şey değilmiş gibi, ötekileşmeyi ve muhtemelen ötekileştirmeyi de kanıksamış bir halde... Türk insanı rahmetliydi hani, insancıldı, düşene yardım eli uzatırdı? Deprem için yollanan malzemelerin dağıtımının yapılmamasına ve mağdur edilmelerine tepki göstermiş olan depremzedeler polis tarafından gaz bombasıyla püskürtüldüler. Yaşadıkları pişmiş tavuğun başına gelenlerle yarışacak vehametteydi ama bu olayda bile yine Kürt depremzelederi ve bu haberi veren medyayı suçlayanlar çıktı. Düşünüyorum da, ben Kürt olsam, ne kadar sağ duyulu olursam olayım, böylesine itilip kakılmalara, aşağılanmalara maruz kaldıktan sonra hala o ülkenin bir parçası olmak ister miydim? Büyük olasılıkla hayır.

İnsanlık sınavından düpedüz çaktığımız bu korkunç felaketin toplumsal yankıları süredursun, ben yine de iyi şeyler düşünmeye çalıştım insanlıkla ilgili. O an gözüme sevgili dostum Zeycan'ın oğlum Memo için getirdiği 3 minik domates takıldı. Bunlar çok özel sevgi domatesleriydi. Çünkü tohumları taa Türkiye'den, Anadolu topraklarının bozulmamış, işlemden geçirilmemiş, genetiğiyle oynanmamış sebze ve meyvelerini yetiştirip yaymaya kendini adamış olan Muammer Amca'nın bahçesinden geliyordu. Ve güneşe hasret, yağmurlu İngilterenin bir apartman dairesinin balkonunda özene bezene, bir çocuk gibi üstüne titrenerek büyüdü bu domatesler. İçinde vatan sevgisi vardı, doğa sevgisi vardı, insan sevgisi vardı. Zeycan henüz çok minik olan domateslerden 3 tanesini seçmiş, evimize getirmiş ve kendi elleriyle pencerenin kenarına yerleştirmişti kızarsınlar diye. Bugün yeterince kızarmış olduklarına kanaat getirerek onları özenle yıkadım ve oğluma yedirdim. Ve şöyle düşünmek istedim: Kurtarırsa, insanlığı sevgi domatesleri kurtaracak.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder